|
HACDAN DÖNÜŞ
Hacının dönüşünü ailesine haber vermesi dinen güzel
kabul edilen bir davranıştır. Sünnete uygun olan da budur. Bu
itibarla hacı haber vermeden aniden çıkıp gelmemeli, mümkün
olduğu takdirde dönüşünü ailesine bildirmelidir. Bu şekilde
ailesinin bazı hazırlıklar yapmasına fırsat vermiş olur.
Peygamber Efendimiz, uzun yoldan gelenlerin haber vermeden önce eve
dönmelerini uygun görmezdi.
Aile efradının da hacıyı karşılaması güzel olur.
Ancak bu karşılama, mütevazi olmalı ve aile çapında kalmalıdır.
Gösteriş
ve övünme imajı verecek sahnelere dönüşmemelidir. Bazılarının
yaptığı gibi bir çok arabayla konvoy oluşturarak alayişli karşılamalar
organize etmek dinen doğru değildir.
Hacının, dönünce iki rekat namaz kılarak bu önemli
ibadeti eda etmeyi nasip ettiğinden dolayı Cenab-ı Hakk’a şükretmesi
uygun olur.
HACI ZİYARETİ
Hac
vazifelerini yerine getirip memleketlerine dönen hacıların eş,
dost, komşu ve arkadaşları tarafından ziyaret edilmesi güzel
olur. Ziyarete gelenler "Allah haccını kabul etsin, günahlardan
korusun. Bu yolda yaptığın masrafların yerini doldursun..."
gibi sözlerle hacıyı tebrik ederler. Hacı da onlar için dua
edip Cenab-ı Hakk’ın onları affetmesini ve bağışlamasını
diler, onlar için istiğfar eder. Peygamber Efendimiz:
Allah’ım
hacıyı ve hacının bağışlanmasını dilediği kimseleri bağışla!” buyurmuştur. Bu bakımdan hacının duasını almak
güzel olur.
Hacı,
kendisini ziyarete gelenlere hacda şahit olduğu güzellikleri
anlatmalıdır. Karşılaştığı bir takım olumsuzluklardan
bahsetmemelidir. Hacda kendisini gösteren birçok feyzi, bereketi
ve muazzam sahneleri gözardı ederek anlatacak şikayetten başka
bir şey bulamayanların, hacdan gereken istifadeyi sağladıklarını
söylemek mümkün değildir.
Hacının,
kendisini ziyarete gelenlere imkânları ölçüsünde ikramda
bulunması da dinen güzel olur.
Hacdan
önce veya sonra ziyafet vermek dini bir görev değildir. Bu bazı
yörelerde âdet haline getirilmiştir. Gösterişe kaçılmadığı,
külfete girilmediği, özellikle fakirlerin davet edilmesine itina
gösterildiği takdirde böyle bir ziyafetin dinen bir sakıncasının
olmayacağı açıktır. Ancak bir takım insanların imkanları da
yeterli olmamasına ve kendileri için ağır bir külfet teşkil
etmesine rağmen illa da böyle bir ziyafet vermeye kalkışmaları
ise dinen doğru değildir.
HACCIN KAZANDIRDIKLARININ KORUNMASI
Hac
yapmak kadar hacdan döndükten sonra, kazanılan güzel hasletlerin
kaybedilmemesi de önem taşır.
Kıyamete
kadar insanlığın yoluna ışık saçacak aydınlığın ilk çıktığı
Kutsal mekanlarda hac yaparak günahlarından arındıktan sonra bu
arınmışlığın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi için
gereken gayreti göstermek hacının en başta gelen görevidir.
İnsanlar hacıyı örnek müslüman olarak görmek
isterler. Bu bakımdan bilhassa olumsuz tutum ve davranışlarının
İslam’ın aleyhinde propaganda malzemesi yapılacağını gözönüne
alarak hacı, kesinlikle doğruluktan, dürüstlükten taviz
vermemeli, hakkı hukuku gözetmelidir.
Her
müslümanın görevi olmakla birlikte özellikle hacı, İslâm’ın
güzelliğini yaşantısıyla fiili olarak göstermelidir. Bu
sebeple İslâm’a aykırı düşecek tavır ve davranışlardan şiddetle
sakınmalıdır. Bunun için yalan, haksızlık, hıyanet, ahde
vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçme ve tartma... gibi
gayr-ı ahlâkî tutum ve davranışlardan daima uzak durmalıdır.
Hac bitip de memleketine döndükten sonra sırf menfaat, makam,
mevki hırsı gibi birtakım basit düşüncelerle hacda kazandığı
safiyeti bulandırmamalıdır.
Gerek
dürüstlük, doğruluk, özü sözü bir olmak... gibi ahlâkî
nitelikler açısından ve gerekse İslâmi bilinçlenme noktasından
bir hacının, hacdan sonraki İslâmi hayatının hac öncesinden
daha ilerde olması, makbul (mebrur) haccın en açık belirtisidir.
Yaptığı
hac, Allah’a saygısını, takvasını ve Ahiret hayatına daha
iyi hazırlanma şevkini ne derece artırmışsa haccı, Allah
nezdinde o derece kabul görmüş demektir.
Bundan
dolayı hacı, hacdan sonraki hayatını, hac günlerinde konsantre
olduğu İslami yaşantı doğrultusunda sürdürme çabası içinde
olmalıdır. Allah’a verdiği sözü daima hatırında tutarak kötülüklerden,
İslâm’ın onaylamadığı her türlü söz, fiil ve davranıştan
uzak durmalıdır. Ahdini bozmamalıdır. Çünkü Hacer-i Esvedi
istilam, bir sözleşmedir. Bu hareketiyle müslüman, bundan böyle
Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmeyeceğine söz vermiş
olmaktadır.
Bu
itibarla hacı, yaptığı bu sözleşmeyi ihlal edecek her türlü
söz, fiil ve davranıştan uzak kalmaya özen göstermelidir.
Şeytanın
veya heva ve hevesinin peşine takılarak ahde vefasızlık
etmemelidir.Hac, müslümana, müslümanların derdini dert edinme
bilincini kazandırmış olmalıdır. Çünkü müslümanların
derdini dert edinmeyen, onlardan değildir. Kâbe’nin etrafında,
Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da müminler denizinden bir
damla olarak onlarla aynı kalıba girip de hacdan sonra bu denizin
bir damlası olmayı reddetmek, bir hacı için nasipsizliğin en büyüğü
olur. Bu yüzden hacının gönlünde kalbinde müslümana karşı,
imanlı insanlara karşı en ufak bir kin, husumet ve nefret
kalmamalıdır.
Müslümanların,
damlaları birbirinden ayrılmayan bir okyanus gibi olmaları
gerektiğini düşünerek, kendisini bu okyanusun bir damlası
olarak görmeye devam etmelidir. Bu okyanusun içinde birtakım
olumsuzluklara şahid olmuşsa, okyanusun bir parçası olarak bu
olumsuzlukların nasıl bertaraf edilebileceği üzerinde kafa
yormalıdır.
Hacı,
Allah Rasûlünün 23 yıl boyunca canını dişine takarak İslam’ın
aydınlığını insanlara nasıl ulaştırdığını gözü önüne
getirip bu kutlu hizmetin, onun aydınlattığı yolda yeniden geliştirilmesinde
hizmet alabilme azmi ve gayreti içinde olmalıdır.
Hac, ibadet olduğundan vekilin, normal hac masrafı dışında
bir ücret istemesi caiz olmaz.
Hacca
vekil gönderen kimsenin, üzerine farz olan hac yükümlülüğünden
kurtulabilmeleri için, vekil olarak gönderdiği kimsenin hac
masraflarını karşılaması gerekir.
Hac
organizasyonlarında görev alanların hac yolculuğu masrafları
genellikle organizasyonca karşılanmaktadır. Bu durumda görevlinin
bir başkası adına vekil olarak haccetmesiyle adına hac yaptığı
kişinin hac borcu ödenmiş olmaz. Görevlinin annesi babası gibi
varisi olduğu kimseler bundan müstesnadır.
BAŞKASI ADINA NAFİLE OLARAK YAPILAN HAC
Bir
müslümanın, yaptığı her türlü ibadet, taat ve hayrın sevabını,
ister sağ, ister ölmüş olsun, bir başka müslümana bağışlaması
caizdir. Buna göre, bir kimse vekil edilmese bile, başkası adına
nafile hac yapar ve sevabını ona bağışlayabilir.
Başkası
adına yapılacak nafile hac için, vekilin ehil olması ve adına
haccettiği kimse için niyet edip ihrama girmesi yeterlidir.
|