|
Hac,
hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü,
Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş
birliği içerisindedirler.
Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi
haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır." buyurulmuştur.
Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar,
Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi
olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve
Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır.Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e
kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından,
insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve
hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.
Hac Kimlere Farzdır ?
Erkek
olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir
defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti
geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir.
Bir
kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı,
erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve
bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan
birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.
Kendisine
hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için
de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi
bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma
veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi
tamamlamış olması lazımdır.Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen
haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına
çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac
kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda
olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.
Haccın Fazileti
Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm
noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman,
müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir,
cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.
Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa
yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için
hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa
– kul hakları hariç - annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan
arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir
ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda
birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır.
Hac Nedir ?
Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:
"Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey
değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler."
Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya
Peygamberimiz:
"Allah ve Rasûlüne iman" şeklinde cevap vermiş;
sonra hangisi ? diye sorulunca;"Allah yolunda cihad" buyurmuş,
sonra hangisi? denince; "
Makbul hac" diye cevap vermiştir.
Hacceden
kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah
onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber
Efendimiz;"Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir.
Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse
onları bağışlar" buyurmaktadır.Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif
de şöyledir:"Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün
demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları
yok eder."Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan
cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı
olarak nitelendirilmiştir ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet
olduğunu göstermektedir.Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün
olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir
vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka
affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine
getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.
Haccın Hikmetleri
Allah’ın
emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için
pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok
hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:
Her
insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak
ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında
aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme
imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi
unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin
karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum
kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır.
Hac;
renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı
amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik
ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru
bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle
bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak,
aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik
ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini
zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp
dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti,
insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde
tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir.
İslâm
Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin
bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den
beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin
dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır.
Dünyanın
dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri
farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle
kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların
birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına
ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar.
Hac
ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık,
yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur.
Hac
yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere
göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri
yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme...
gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler.
Hac,
müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar;
müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder.
Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur.
Arafat
gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve
günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği
günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için
bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür.
Hac
sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler
birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli
değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi
olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır.
Kısaca
haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî,
sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca
bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.
|